Sunday, October 12, 2008

Metresime: unutmadan;

Sevgi yureginde bir delik bulup iceri sizmaya gorsun, isin bitti demektir. Butun hayallerin, planlarin, bildiklerin o andan sonra kocaman bir yalan. 4 kose de olsan piril piril bir kristal de; tum keskinliklerin bilenip, tum koselerin yavas yavas yontularak yumusak donusler halini aliyor.

Artik yollar, tunelin ucundaki parlak isiga yonelmekten vazgecip; agaclarla sarmalanmis bir patikanin donemeclerine cikiyorlar.

Onunu gormeye calisma, koreldin.

Son adima dogru tek bir basamak: Kabullenme.

Friday, October 10, 2008

Draft42



Satılık duygularım var: İçimde yer kalmadığından zararına elden çıkarıyorum.

İnsan dediğini fazla mutlu etmeye gelmiyor benden söylemesi. Aza alıştıracaksın, karınca kararınca koyacaksan önüne mutluluğu her gün 3 öğün. Biraz ekmek, bir tas yemek ve bir karaf suyla beraber. Azı karar, fazlası zarar kıvamında.

Atıp satıp bırakıp gideceğim buralardan; ama gitmeden, bir çift lafım var sana çirkin cadı:


Yalnızlık karşılaştığın en büyük canavar. Kaçmaya kalktığında cehennemlerin dibine yollandığın, yaklaştığında sonsuz ağzındaki karanlığa alındığın...Tadını kaçırmak istemezdim ama, kaçışı yok aslında. Hep yalnız kalacaksın. Yanında o bu şu olsa da,olmasa da farketmez, sen.hep.yalnız kalacaksın. Ha unutursun belki zaman zaman, ama hiç beklemediğin bir anda kapının arkasından çirkin gülümsemesiyle uzatır kafasını. Lanet olsun dersin, ezmek istersin. Çok geç: Kara delik ışığını çoktan hapsetti. Aslında kendi ellerinle değiştin pırıltılarını renkli bir kum saatine. Pişman olma, farketmez.


Ya o? O,arkasını dönüp yatar yanında. Sarılsın istersin, güven versin, koruyamasa bile yanılsamalar yaratsın istersin. Oysa o çoktan dalmıştır derin uykulara. Çıplak ayaklarının üzerine kalkıp titreyerek; bir iki damla su yollarsın boğazından içeriye. Vücudunun yıpranmış, kirlenmiş, yapış yapış olmuş diğer deliklerini de yıkamasını umarsın. Yıkayamaz elbette. Giden gitmiştir bir kere.


Sonra tiksinirsin bu zavallı kurban algılayışından benliğini. Sen değil miydin ilk terkeden masumiyeti? Yeni yerler görmek, yeni heyecanlar tanımak, yeni tecrübelere atılmak için? Sen değil miydin elinin tersiyle iten kusursuz, çıkarsız, huzurlu sevgiyi? (eee, ne bekliyordun yani?!)
Görüyorsun değil mi? Yüksek topuklu şık ayakkabılarınla pıtır pıtır tırmanırken başarı merdivenlerini, yanından şelale misali akan zamanını?

Görüyorsun değil mi ? Çağlayan köpükler arasında elinden kaçıp giden hayatını? Cildin inceliyor, gözlerin çöküyor, omuzların basıklaşıyor taşıdığın çirkinliklerin ağırlığına dayanamayarak.


Yaşlanıyorsun kadın. Duy sesimi.


Hoş duysan ne olacak? Atacak mısın kendini o hep hayal ettiğin ama istemeye bile cesaret edemediğin rüyanın kollarına? Yok canım.

Sen ve ben. Hep yıkılmaktan korktuk, hep başarısız olmaktan, mutsuz olmaktan, pişman olmaktan korktuk. Hayata korkusuzca atıldığımızı söylediler bir de arkamızdan bakanlar...Anlamadılar tabi, ne zaman anladılar ki zaten! Öyle değil mi?


Seni sevdiğimi söyleyemem, ama anlıyorum. Boynundaki inci kolyeden anlıyorum aynı soyun kurusuyuz. Kız kurusuyuz ayıp olmayacaksa söylemesi. İçinden onlarca adam geçen, gelen her ışıkla farklı renge dönüşen, pek güzel görünümlü kağıttan bebekleriz aslında.


Benim hikayem farklı yazıldı, hem huysuzlaşabilecek kadar yaşlandım artık. Renklerim birbiri içinde kayboldular. Hangi ışık vurursa vursun üstüme, boğulmuş tek bir görüntü kaldı geriye. Kirli kahverengimsi bir gri.

Bunları duymak mideni bulandırıyor, ruhunu titretiyor, seni çok korkutuyor değil mi? Yolun sonuna baktığında elini tutan torunlar istiyorsun belki? Son nefesini verirken ulaşmayı umduğun bir sevgili olsun istiyorsun, önden gidip kapıyı açma nezaketinde bulunmuş.

Mor kadife elbisenle onu ilk aldatacağın gecenin içine doğru yürürken, bunları nasıl hayal edersin? Duymak istediklerini söylemedi diye, söyleyecek ağızları öpmeye mi gidiyorsun genç kadın? Kaç dudak, kaç kulak, kaç yürek gerek doyumsuz arzularını tatmin etmeye? Kaç umut arkandan bakakalmalı, elini uzatıp ulaşamamalı, o kocaman kevgir gibi delik deşik egonu onarmak için?

Yook, bir zamanlar ben de saftım deme. Sen hep kaçtın be kadın. Benim gibi hep kaçtın.

Just remember:

Once a runner, always a runner.