İstanbul'da geçirdiğim ikinci günde, hastayım ve her zamanki gibi kendimi odama kapatıp kitap okuyor ve yazıyorum. 3 yaşından beri vazgeçemediğim bu odama kapanma alışkanlığı annemin ön-ergenlik, ergenlik, post-ergenlik açıklamalarını aştı sanıyorum. 21 yaşında bir kadın kendi dilini konuşan sevdiği bunca insanın olduğu memleketinde kendini neden bu kadar yalnız ve "boş" hisseder? Kendine ait bir mekan yaratmak için bu kadar çırpınır, kapanır?
Bu ülke ile yaşadığım ne seninle olabiliyorum ne sensiz çarpık aşk ilişkisini sonlandırmamızın zamanı geldi sanırım. 2. günümde Paris'teki evimi özlüyorum. Kaçmak için nefesimi tutmaya başladım bile. Yalnızım, yalnızız.
Herkese "I'm going home" diyerek geldim sana İstanbul şehri...Ama, kimi kandırıyorum ki?
Evim, belki içimde yeşermeyi bekleyen bir tohum; belki umut dolu bir enerji. Ama dünyada yeri yok daha...
Öyleyse, yabancı dünyalarda yabancı hissederek yaşamaya...
Beklentilerin olmadığında hayal kırıklıkların da olmuyor, böylesi daha iyi galiba.
Monday, November 3, 2008
Subscribe to:
Posts (Atom)