Wednesday, October 20, 2010

When all he had was a preview what else could I have expected from him?

Söyleyeceğim her sözün benden önce binlerce kez söylendiğini bile bile, saatlerce hatırlanmayacak sözlere nefesimi tüketmişken, sana hiç söylememişken ve artık söyleyemeyecekken, nasıl konuşurum?! Kime yazıyorum ben burada? Şişenin içine mektup koyup okyanusa bırakmak gibi buraya yazmak, hangi gözlerin değdiğini bilemiyorsun, ama yine de rahatlıyorsun yazarken. Suyun akması gerekiyor...

Dün gece farkettim ki; bedenim rahatsızken, örneğin sırtımda çantam kilometrelerce yürüdüğümde dünyanın bir köşesinde, Köyceğiz'de yüzlerce sinek ısırığından müzdarip kaşınan vücudumu pürüzlü bir kayanın üzerinde, havasız bir çadırın içinde uyutmaya çalışırken, ruhum huzurlu. Dişlerimi sıkmıyorum kafamda dönüp dolaşan düşüncelerle mücadele etmek için, burnumun direği sızlamıyor, dudaklarım iki ucunu doğrusal bir çizgide sıralayıp bu ifadesiz hallerini almıyorlar. Senin yüzünden artık Pink Floyd dinleyememekten bile müzdarip değilim.

Ama ne zaman kendimi şehirlere, yumuşak yataklara, güzel yemeklere ve dünyevi zevklere kavuşturuyorum; öyle ya da böyle dünya çöküyor üzerime. Mevsimlerin döngüsü gibi bu ruhumla bedenimin birbirlerine yaptıkları eziyet. İkisini de mutlu edebildiğim anlar öyle nadir ki, Sisyphos gibi hissetmemeye ne kadar çalışsam, nafile.

Melankolik bir kız, öyle miyim, belki de...

Monday, October 11, 2010

Herkes sahnede yerini alsın, hayat devam ediyormuş gibi yapacağız.