Tek bir soru, tek bir ikilem var.
Fazla ressam, fazla renk.
Tüm soru(N)larının kaynağını buldum güzel çocuk. Sen yalnızca gel; uyu artık koynumda...
Masal borcum vardı sana, anlatayım:
Şelale..Rengarenk boyanıp her kadının içinden, her adamın gözünden, her binanın dış cepesinden akıyor. Boyalarla yeni yüzler çiziyorsun her eline aldığına. Aynılığa tahammülün yok.
Seçeneksizliği sevmiyorsun. Doğrunun olmadığı durumları...Hep nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışıyorsun. Neyi en çok arzuladığını.
Teker teker yalıyorsun renkleri. Tadına bakmalı hepsinin, hepsinin, hepsinin...
...Ki, bilesin en güzel kimin tadı.
Tatmadan bilinmez, doğru yol bulunmaz. Sanıyorsun.
Doğrunun olmadığı fikri Tanrının olmadığı fikrinden bile daha çok korkutuyor seni. Seçim yapmak zorunda kalma sorumluğu altında eziliyorsun. Ne istediğini, hangisinin doğru seçenek olduğunu bilmek zorunluluğu hissediyorsun.
Her seferinde, her seçtiğinde, biraz önce başka seçeneklerle dolu bir havuzda yüzdüğünü unutuyorsun. Diğerini seçmeye yeltendiğini unutuyorsun. Seçiminle bir oluyorsun. Onun en doğru seçenek olduğuna kendini inandırıyorsun. Seçimlerinin üstüste yığılmasından oluşmuş bir benliğe razı oluyorsun.
Alternatifim mi? Az önce gitti.
Wednesday, December 22, 2010
Wednesday, October 20, 2010
When all he had was a preview what else could I have expected from him?
Söyleyeceğim her sözün benden önce binlerce kez söylendiğini bile bile, saatlerce hatırlanmayacak sözlere nefesimi tüketmişken, sana hiç söylememişken ve artık söyleyemeyecekken, nasıl konuşurum?! Kime yazıyorum ben burada? Şişenin içine mektup koyup okyanusa bırakmak gibi buraya yazmak, hangi gözlerin değdiğini bilemiyorsun, ama yine de rahatlıyorsun yazarken. Suyun akması gerekiyor...
Dün gece farkettim ki; bedenim rahatsızken, örneğin sırtımda çantam kilometrelerce yürüdüğümde dünyanın bir köşesinde, Köyceğiz'de yüzlerce sinek ısırığından müzdarip kaşınan vücudumu pürüzlü bir kayanın üzerinde, havasız bir çadırın içinde uyutmaya çalışırken, ruhum huzurlu. Dişlerimi sıkmıyorum kafamda dönüp dolaşan düşüncelerle mücadele etmek için, burnumun direği sızlamıyor, dudaklarım iki ucunu doğrusal bir çizgide sıralayıp bu ifadesiz hallerini almıyorlar. Senin yüzünden artık Pink Floyd dinleyememekten bile müzdarip değilim.
Ama ne zaman kendimi şehirlere, yumuşak yataklara, güzel yemeklere ve dünyevi zevklere kavuşturuyorum; öyle ya da böyle dünya çöküyor üzerime. Mevsimlerin döngüsü gibi bu ruhumla bedenimin birbirlerine yaptıkları eziyet. İkisini de mutlu edebildiğim anlar öyle nadir ki, Sisyphos gibi hissetmemeye ne kadar çalışsam, nafile.
Melankolik bir kız, öyle miyim, belki de...
Subscribe to:
Posts (Atom)